lütfen zile basınız :)

ziyaret dönüşü ufak aksilikler gelmişti başımıza. disiplin gerektiren her alanda olduğu gibi bu alanda da başrı(sızlık)larını gösteren Araplar, havaalanında bizim zemzem sularını kaybettiler. İstanbul'da 2 saat kadar bekledikten ve hiçbir bilgisi olmayan görevlilerle sayısız diyalogtan sonra elimiz boş dönmüştük eve. sonradan öğrendiğimize göre Cidde havaalanının milli sporu buymuş, zemzem kaybetmek. bir tek bizim başımıza gelmemiş olması içimizi çok da rahatlatmadı, oralardan hurma ve zemzem harici doğru düzgün başka bir hediye getirmeyi planlamayınca elimiz hakkaten boş kalmıştı.
bu işin arkasını bırakmamayı düşünerek döndük Manchester'a. Havayollarını aradık geldikten sonra, onlar da bizi kırmadılar saolsunlar :) birilerinin zemzemlerini gönderdiler, o birilerine de başka birilerininkini göndericeklermiş. böyleymiş bunun raconu :) havaalanına giderken azcık yolumuzu şaşırdık falan, neyse dönüşte de market alışverişine gittik.

Saat olmuş kaç, ama bizim başka vaktimiz olmadığı içi tuttuk marketin yolunu. Ben uykusuzluktan sızma ya da gözleri akma kıvamına gelmişim, Hasan göz ucuyla sürekli beni kontrol ediyor.
-- Uyudun mu sen?
-- I-ıh, yok, uyumadım. (gözler kapalı) Market açık mı acaba? (zeka pırıltıları saçmak üzere gözlerimi açıyorum) Kapalıysa eve gidelim ama!
Sanki bizim planımız kapısında yatmaktı. Benim lafa bak dicem ama uysuzluktan beyne oksijen gitmediği için, çok da suçlamamak lazım :) Hasan'ın cevap gecikmedi,
-- Zile basarız biz de.. Abi valla iki parça alacağız hemen, iki dakika bi açıver deriz..
Küçük bakkallar, ya da eczaneler olurdu hatırlarsınız heralde. Sahipleri üst katta oturduğu için bütün gün kapalı olurlardı. Kapıda da küçük bi kağıda el yazısıyla yazılmış bi yazı, 'lütfen zile basınız'. Niçin? Dükkan sahibi gelecek çünkü! Bende uyku falan kalmadı tabi. Gül gül :) Hasan'ın da planı buydu belki, bilemiyorum.